İNGİLİZCE ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ
Ana dilini konuşan insanlar ile sonradan öğrenilen dili
konuşanlar arasındaki en önemli farklardan birisi şudur: Ana dilini konuşan
insanın kendisini ifade edebilmek,için çok seçeneği vardır. Yüzlerce farklı
biçimde kalıp kullanabilir. Seçenek zenginliğine sahiptir. Sonradan öğrenilen
dil kullanılırken ise öğrenilmiş kalıpların dışına çıkılamaz. Dolayısıyla
seçenekler, zengin değildir. Bu nedenle gerek sözel, gerekse yazılı ifade
becerisinde kişi sınırlı düzeyde kalır.
Tekrar "alan" metaforuna dönersek, öğrenilmiş dilin bellekte kapladığı alanın
sınırlarını ne kadar genişletirsek, o dilde düşünmek o kadar mümkün olur.
Yani "farkında olmadan öğrenme" süreci zenginleştirilmelidir.
Bunun için neler yapılabilir?
Öğrenilen dilin konuşulduğu ülkede bulunun
Bir dili öğrenirken o dilin konuşulduğu ortamda olmak çok önemli. Öncelikle
anadilimizi nasıl öğrendiğimizi hatırlayalım. Beynimiz biyolojik olarak dil
öğrenmeye programlanmıştır. Doğal olarak, verilen kalıplan algılama ve bunları
ayrıştırarak depolama, anlamlandırma yetisine sahiptir.
İşte bu nedenledir ki, biz ana dilimizi öğrenirken hiçbir özel çaba sarf
etmedik. "Bilinçli öğrenme" süreci olmadan, hiçbir endişe ve kaygı duymaksızın
dinledik tüm söylenenleri. Böylece anadilimizi edindik..
İkinci dilin bellekte kapladığı alanı genişletebilmenin yollarından birisi,
öğrenilen dilin konuşulduğu ülkeye gitmek, orada bir süre yaşamaktır. Sokakta,
alışverişte, otobüste her yerde İngilizce konuşulan bir ortamda bulunun. Ben
İngilizce dilinin konuşulduğu bir ülkeye, İngiltere''ye, ilk gittiğimde ilk
şaşkınlığımı havaalanında yaşamıştım. İki temizlik görevlisi kendi aralarında
konuşuyorlardı.. Açıkçası bu durum beni şok etmişti. Bizim yıllar süren
çalışmanın sonunda gelemediğimiz düzeyde bir İngilizce''yi büyük bir doğallıkla
konuşuyorlardı ! Bu nedenle, İngilizce öğrenmek isteyenlere önerim, İngilizce
konuşulan bir ülkede kısa veya uzun bir süre kalmaları olacaktır.
İngilizce TV, film izleyin
Dinlerken mümkünse kulaklık kullanın. Böylece beyniniz, işitsel dikkatiniz
dağılmadan doğrudan kayıt yapabilir. Bu sırada filmi anlamayabilirsiniz. Hiç
önemli değil. Unutmayın, beyin doğal olarak dil kalıplarını bir süre sonra
ayrıştırma, benzetme becerisine sahiptir. Siz dinlemeye devam edin. Bir süre
sonra hiç anlamadığınız uzun bloklar halindeki söz dizinleri kendiliğinden,
anlayabildiğiniz daha küçük parçalara ayrılacaktır. Film izlerken hoşlandığınız
dil kalıplarını yazacağınız bir defteriniz olsun. Bunları not alın ve filmde
duyduğunuz tonlamayla tekrarlayın. Bunları yeri geldikçe kullanmaya özen
gösterin. Aynı filmi birden çok kez izleyin.
Filmin sesini kısın. Kişilerin ne söylediklerini hatırlamaya çalışın, seslerini
zihninizde canlandırın. Filmdeki kişilerin ne dediği kadar nasıl söylediği de
çok önemlidir. Bu nedenle kişilerin beden dillerine, mimiklerine, tonlamalarına,
özellikle dudak hareketlerine dikkat edin. Yeni öğrendiğiniz dil kalıplarını
onlar gibi konuşarak yüksek sesle prova edin, tekrarlayın. Kendi kendinize
konuşun. Mümkünse kendi sesinizi kaydedin.
Dinleyin. Filmdeki ile kıyaslayın. Mükemmelliği yakalayana kadar devam edin.
Film ekranını görmeyecek şekilde oturun. Sadece sesleri dinleyin. Seslerden
hangi sahne olduğunu zihninizde canlandırmaya çalışın. Çıkaramadığınız
durumlarda ekrana bakabilirsiniz. Tüm bu alıştırmalar keyifle tek başına
yapabileceğiniz alıştırmalardır.
İngilizce Şarkılar Dinleyin Ezberleyin
Şarkı sözlerinin anlamlarını araştırın, öğrenin. Şarkı sözlerini yazın.
Ezberleyin. Birlikte söyleyin. Söylerken anlamını düşünün. Ne kadar çok şarkı
öğrenirseniz dil alanınızın sınırlarını o kadar geliştirirsiniz. Özellikle sağ
beyin işlevi olan ritim/müzik zekası ve ritim hafızası, sol beyin işlevi olan
sözel zeka ve hafıza ile birlikte tetiklendiğinde öğrenme çok uzun dönemli
olarak gerçekleşir. Bu anlamda, şarkılar ile dil becerinizi geliştirmek sizin
için hem çok zevkli, hem de beyin uyumlu bir tekniktir. Sonuç ise mükemmeldir.
İngilizce Konuşabileceğiniz Ve Duyabileceğiniz Ortamlarda Bulunun
Ülkemiz bu açıdan bir cennet. Özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarımız bu açıdan
bize çok zengin seçenekler sunuyor. Plajda gözlerimizi kapatıp güneşlenirken
alfa duruma geçmiş beyin dalgalarımız, dışarıdan gelen İngilizce konuşmaları hiç
tereddüt etmeden beyne kaydeder.
Bol Bol kitap Okuyun
İngilizce kitap, dergi, gazete, broşür ne bulursanız okuyun. Yanınızda tıpkı
film seyrederken olduğu gibi küçük bir cep defteriniz olsun. Beğendiğiniz ve
kullanabilmeyi istediğiniz dil kalıplarını, sözcükleri içinde bulunduğu cümle
ile birlikte defterinize yazın ve tekrarlayın. Bir kalıp veya sözcüğün sizin
olması demek, onu uzun dönemli hafızaya atmış olmanız demektir. Bellek ile
ilgili araştırmalar, yeni bir bilginin uzun dönemli belleğe yerleşebilmesi için
en az 7 kez tekrar edilmesini gerektiğini belirtir.
Sözlük Kullanmayı Alışkanlık Edinin.
Mutlaka İngilizce''den-İngilizce''ye sözlük kullanın. "Nasıl olacak?" dediğinizi
duyar gibiyim. Çünkü bu, benim çok sık karşılaştığım bir sorudur. Öncelikle
seviyenize uygun bir sözlük alın. Evde bulunan herhangi bir sözlük işe
yaramayabilir. Sözlük, dil seviyenizin çok üzerinde olursa bir sözcüğün çok
farklı anlamlan ile karşılaşabilirsiniz. Hatta açıklamasını anlamak için tekrar
sözlüğe gerek duyarsınız. ''Bu nedenle pek çok kişi, İngilizce karşılıklı
sözlüğe bakmaktan nefret eder. Çünkü anlamaz. Oysa seviyeye uygun sözlük
alınırsa bu durum oltadan kalkar.
Sözcüklerin yanında parantez içinde phonetic transcription (ses alfabesi)
vardır. Bu bilgi, genelde sôzlük1erin ön sayfasında açıklamalı olarak verilir.
Bunu iyi kullanırsanız, öğrendiğiniz yeni sözcüğün nasıl telaffuz edildiğine de
vakıf olursunuz. İngilizce, yazıldığı gibi okunan bir dil olmadığı gibi
vurgulaması da ana dilimizden farklıdır. Yanlış vurgu, sözcüğün anlamını
değiştirebilir. Bir kelimenin anlamına bakarken, vurgunun hangi hece üzerinde
olduğuna dikkat edin. Örneğin çok temel sözcükler olduğu halde hala bazı
sözcükler vurgu hatası yüzünden çok yanlış söylenmektedir. Bear-beer hatası
oldukça yaygındır. Denemek için isterseniz bir sözlüğe bakın. Bakalım siz
vurguyu doğru kullananlardan mısınız?
Kelimenin tekil, çoğul hali, yapım ve çekim ekleri, hangi sözcük öbeğiyle
kullanıldığı gibi çok değerli bilgileri de sözlükte bir bakışta görebilirsiniz.
Sözcüğün İngilizce açıklamasıyla birlikte örnek cümle verilmesi, öğrenen kişinin
yazının başında vermiş olduğum bölge-alan metaforunda sözü edilen İngilizce
alanını genişletecektir.
OLUMSUZ İDÜŞÜNCELER VE DİL KALIPLARI
Olumsuz inanç ve sınırlayıcı dil kalıpları da İngilizce konuşmanın önündeki bir
diğer engeldir. Geçmişte yaşanmış olumsuz bir deneyim, arkadaşların yapılan
hataya gülmesi, öğretmenin hata yapıldığı zaman kızması, sabırsızlık göstermesi,
hatanın düzeltilme biçimi, anne babanın "Bu kadar para verip özel okula
gönderiyoruz, hala konuşamıyorsun." şeklinde konuşması gibi farkında olmadan
yapılan kimi hatalar, bazı kişilerde yetersizlik duygusu ve kendine güvenin
yitirilmesine yol açar.
Kağıt üzerinde İngilizce bilgisi yeterli olmasına rağmen konuşma güçlüğü çeken
kişi sayısı çoktur. Bu durum, bir tür sahne fobisine benzer. Bu kişiler
İngilizce konuşmak için ağızlarını açtıkları zaman herkesin kendilerini
dinlediği, hatalarını bulacakları, gülünç duruma düşecekleri korkusunu yaşarlar.
Ağızları kurur, zihinleri dağılır, kalp atışları hızlanır, ve İngilizce konuşmak
çok sıkıntı veren, bunaltıcı bir deneyim olur. Bu tür korkulan aşmak için hataya
bakış açısını değiştirmek gerekir.
“Hata yapmak , öğrenme sürecinin doğal sonucudur.” İlkesini kabul edersek,
hatalar bizi geliştirir. Bu durumda “Hatalar” rehber görevi üstlenir. Bizi
yönlendirir. Hangi “alanda” hata yapılıyorsa “o” alan güçlendirilecek “öncelikli
alandır”.
Bu arada, beyin tesadüfi hatalar yapar. Bu çok doğaldır. Bunları bir süre sonra
kendi kendine düzeltir. Doğru kayıtları aldıkça, yanlışları ayıklar. Siz beyne
doğru kayıtlar vermeye devam edin.
ÖĞRENMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYİN